2023 yılında Türkiye’de 100’den fazla sosyal uygunluk denetimi yürüttüğüm projelerde, sosyal uygunluk sistemlerinin var olduğunu, öte yandan sosyal güven hissinin ise eksik kaldığını gözlemledim. Ve şunu söyleyebilirim ki bu fark, sürdürülebilirliği yalnızca “raporlara” sıkıştırmanın bir sonucudur.
Erhan BAYKAN, Sürdürülebilirlik Danışmanı, Sosyal Uygunluk Kıdemli Baş Denetçi
2024 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), dünya genelinde çocuk işçiliğinin hâlâ 160 milyon çocuğu etkilediğini, her 10 çocuktan birinin çalıştığını açıkladı. Aynı yıl, tekstil sektörüne dair geniş kapsamlı bir rapor, fason üretim yapan fabrikaların %32’sinde “çalışan temsilcisi” olmasına rağmen bu temsilcilerin %70’inin çalışanlar tarafından hiç bilinmediğini gösterdi (Clean Clothes Campaign, 2024).
Veriler ortada. Prosedürler artıyor ama sesini duyurmak zorlaşıyor. Denetim sistemleri büyüyor ama adalet hissi zayıflıyor.
Bugün birçok markanın tedarik zincirinde sosyal uygunluk sistemleri kurulu. Politikalar, prosedürler, şikayet mekanizmaları ve eğitim dokümanları eksiksiz. Ancak ben sahada, üretim hattının tam ortasında, bu sistemlerin çalışanlar için gerçekten ne anlam ifade ettiğini gözlemlediğimde sıklıkla karşılaştığım örnekler şöyle:
- İş yerinde şikayet kutusu bulunsa da çalışan yaptığı şikayetin nereye gittiğini bilmiyor.
- Denetim günü çalışanlar “önceden uyarılmış” ve yönlendirilmiş oluyor.
- Eğitim yapılsa da kimse içeriğini hatırlamıyor.
2023 yılında Türkiye’de 100’den fazla sosyal uygunluk denetimi yürüttüğüm projelerde, sosyal uygunluk sistemlerinin var olduğunu, öte yandan sosyal güven hissinin ise eksik kaldığını gözlemledim. Ve şunu söyleyebilirim ki bu fark, sürdürülebilirliği yalnızca “raporlara” sıkıştırmanın bir sonucudur. Birçok denetim süreci halen kısa süreli gözlemlere, sınırlı çalışan görüşmesine, önceden planlanmış ve yönlendirilmiş diyaloglara dayanıyor.

Sedex’in 2023 Global SMETA Denetim Raporu’na göre, etik denetimlerin %74’ü “minor non-compliance” (küçük uygunsuzluk) ile sonuçlandı. Ancak çalışanların yalnızca %9’u şikayet mekanizmasının işe yaradığını bildirdi. Bu veri dahi sistemin gerçek etki yerine “rapor uygunluğuna” odaklandığını gösteriyor.
Gizleme Kültürü: Denetçiyi Kandırmak mı, Şeffaflık mı?
Üreticilerin büyük bölümü, denetim sürecine “güven” değil, “tehlike” penceresinden bakıyor. Denetim sırasında tespit edilmesinden endişe duydukları uygunsuzlukları gizlemeye, hatta sistemli olarak saklamaya çalışıyorlar. Bu tür girişimler, özellikle şeffaflık ilkesine aykırı olduğu için blokaj kararlarına sebep olabiliyor.
Ne yazık ki birçok üretici hâlâ “Denetçiyi kandırabiliriz” düşüncesiyle hareket ediyor. Bu yaklaşım yalnızca markalarla olan güveni değil, tüm sektörün itibarını zedeliyor.
Sektördeki bir başka büyük sorun da bilgi kirliliği. Sadece birkaç denetime katılmış, sahada yeterli deneyime sahip olmayan bazı firma sorumluları, insan kaynakları personelleri ya da danışmanlar, kulaktan dolma ya da hatalı bilgilerle diğer firmaları yönlendiriyor. Bu durum yalnızca kafa karışıklığına değil, aynı zamanda yaygın yanlış uygulamalara da neden oluyor.
Sosyal uygunluk bir prosedür değil, bir kültürdür. Ve bu kültür; bilgiye, şeffaflığa ve güvene dayanır.
Dönüşüm Şart: Denetimler Gerçekten İşe Yarayacaksa…
Şayet denetimler gerçekten işe yarayacaksa şu dört başlıkta dönüşüm şart:
- Çalışan Temsilciliği Gerçekleşmeli: Temsili değil; seçilmiş, eğitilmiş ve erişilebilir temsilcilik.
- Sonrası Takip Edilmeli: Denetim sonrası “takip sistemi” marka tarafından değil, bağımsız üçüncü taraflarca izlenmeli.
- Yöneticilere İnsan Odaklı Eğitim: Prosedür bilgisi değil; empati, adalet, iletişim becerisi kazandırılmalı.
- Markalar Sorumluluktan Kaçmamalı: “Sadece kontrol ettim” demek yerine dönüştürücü destek mekanizmaları kurulmalı.
Sosyal Uygunluk = Operasyonel Zorunluluk
Sürdürülebilirliğin çevresel boyutu ne kadar önemliyse sosyal boyutu da o kadar yaşamsal. Ve bu sosyal boyut, saygı ve güven duygusuyla inşa edilir. ILO’nun 2023 tarihli “Decent Work” raporuna göre, iş yerinde saygı gören çalışanların verimliliği %20, iş kazası riski ise %32 daha düşük. Yani sosyal uygunluk yalnızca etik değil, beraberinde operasyonel bir zorunluluktur.
Bu yazıyı yalnızca bir danışman olarak değil, sahada ter döken binlerce çalışanın gözünden yazıyorum. Çünkü asıl soru şu: “Raporlar tamam ama çalışan hâlâ susuyorsa sosyal uygunluğa gerçekten uygun muyuz?”
